birkaç gün öncesine kadar yazılarıma yapılan bazı yorumlar ve yarı zamanlı fakat çeyrek akıllı hemşirem dışında aptallığa bir hayli uzak yaşıyordum. ta ki onlar gelene kadar. şu an aptallıkla kuşatılmış durumdayım.
bütün gün yol çalışması adı altında yer kabuğuna karşı bir savaş veriyor belediye ekipleri. çeyrek akıllı hemşirem bile şikayetçi bu durumdan. kendi mahallelerinde de durum bundan farksızmış. on yirmi günde bir muhakak bir yerler kazılırmış.
bu kazı işinin sebebini hepimiz biliyoruz. artık ayyuka çıktığı üzere bu tip ihalelerlerden belediyeye yakın bir takım şirketler kazançlı çıkıyor. ama bu iş böyle yapılmak zorunda değil ki ?
çok daha kolay bir şekilde çevrenizdeki şirketleri zengin edebilirsiniz. yolları kazmanıza, gereksiz gürültü ve pislik yaratmanıza ve trafiği keşmekeş etmenize gerek yok.
tuvalet yapın yahu ! her mahalleye bir umumi tuvalet kurun. zaten herkes yaptığınız işin ortasına sıçmak istemiyor mu ? bu fırsatı onlara verin. bu sayede biraz da olsa hijyene kavuşur belki memleket.
hem tuvalet yaparak yapacağınız yolsuzluğu başka hiçbir işte yapamazsınız. çünkü bu banyo malzemeleri fevkalade pahalı şeylerdir. iyisinden bir lavabo, klozet ve musluk koymak bile sizi ihya eder. ama çok daha büyültülebilir bu tuvalet işi.
bu malzemler dayanıksız, bizim halkımız pervasızdır. böylelikle bu malzemeler çok çabuk kırılırlar hemen değiştirmeniz gerekir. bir yakınınız hemen bu işe girer ve bir seramik fabrikası açar. siz de bütün bu malzemeleri ondan alırsınız.
tuvaletlerin kaba inşaatını yakınınız müteahhitlere verirsiniz. hatta tuvaletleri yapacağınız arsaları önceden yakınlarınıza haber edersiniz, onlar oraları üç beş kuruşa kapatır, sizlere pahalı pahalı satarlar. siz yakınlarınız nemalansın diye mecidiyeköy metro durağını, şişliye koymuş adamlarsınız yahu ! düşünün azcık !
ayrıca daha yoksul destekçilerinize de büyük yardımı olur bu işin. her tuvaletin bir kasası olur. bu kasada duracak da bir kasa görevlisi lazımdır. sonra bu tuvaletleri her daim temiz tutmak için iki temizlik görevlisi lazım olur. bu elemanları seçimlerde size oy verenlerden seçersiniz.
bu temizlik malzamelerini de tabi ki kendi şirketlerinizden fahiş fiyatlarla satarsınız. kırılan lavoboları tamir için yine bir ekip kurarsınız. çıkışta da kolonya ve ıslak mendil satan başka bir banko pek ala olabilir.
daha sonra bütün bu elemanların işlerinin kordinasyonu için bölge müdürlüklerine ihtiyaç duyulur, bunlar da ankarada bir genel müdürlüğe bağlanır. hatta canınız istiyorsa bok bakanlığı kurun yahu !
yeter ki yer kabuğuna karşı verdiğiniz bu savaştan vazgeçin çünkü sizin aptallığınız yüzünden, biz canımızdan bezdik.
dünyanın en şahane insanı
hepiniz boksunuz. ben ise mükemmelim.
24 Aralık 2007 Pazartesi
21 Aralık 2007 Cuma
edebiyat kerhanesi
mesleğim gereği bir çok edebiyatçı tanıdığım oldu. romancılar, öykücüler, şairler...
tecrübelerime dayanarak söylüyorum gerçekten dünyanın en katlanılmaz insanlarıdır edebiyatçılar.
özellikle de romancılar. romancılar yazmadıkları zaman huysuzlaşırlar. çünkü teoride yazar olsalar da o an için işsizdirler. bir emekli albay gibi herşeye karışırlar. sıkıntıdan patladıkları yetmiyormuş gibi sürekli boş konuşarak sizin de kafanızı patlatırlar.
sonra birini bulur aşık olurlar. oh biraz rahat edeceğim sanırsınız, bu sefer de sevgililerini ne kadar çok sevdiklerini, birbirinden anlamsız binlerce örnek ve betimleme ile anlatır, kafanızı patlatırlar. yahu bu romancılar hiç bir şey bulamasınlar, içer içer, durduk yere olay çıkarır, yine de bir şekilde kafanızı patlatırlar.
o yüzden aklınız varsa romancılarla ahbap olmayın.
bunlar yazdıkları zaman da çekilmezliklerinden hiç bir şey kaybetmezler. geceleri gündüzleri birbirine girer, kendilerini içkiye sigaraya verirler. yıkanmaz, tıraş olmaz veya makyaj yapmazlar. bir de kendilerini evlerine kapatırlar.
yazarlar yazmak için neden kapanırlar biliyor musunuz ? bunu rahat etmek için istediklerini mi düşünüyorsunuz ? hayır. bu istek onlara ait değildir. bu istek yarattıkları karakterlerden gelir. yarattıkları karakterler onları adım adım dış dünyadan koparır ve daktilonun başına hapseder. yazılan her satırla birlikte yazar o karakterlerin malı hatta orospusu olur.
ve aynen bir orospu gibi, yazarlar yarattıkları her karakterin altına yatarlar. yatmak zorundadırlar. çünkü yaratılan her karakterin, yazar tarafından karakterin istekleri doğrultusunda tatmin edilmesi gereklidir. bir orospu bunu bedenini sunarak yapar, bir yazar da kalemini...
ama yazarların orospu olması bir seçim değil ihtiyaçtır. çünkü romancı yarattığı karakteri kendine bağlayamazsa o karakter ondan uzaklaşır. yazar kendi yarattığı karakteri tanıyamaz hale gelir. işte yazarın karakteri tanıyamadığı halde yazmayı sürdürdüğü bu kitaplar çok boktan kitaplardır.
yani benim için bir edebiyat eserinin büyüklüğü, içindeki karakterlerin tatminlerinin yoğunluğu ile ölçülür ve bu büyüklük yazarın orospuluğuyla doğru orantılıdır. buna ispat arayan rafından bir Shakespeare çeker okur.
sanat dünyasının orospuları yazarlarsa, orospu çocukları da tiyatroculardır. onları da çok iyi tanırım ama onlar hakkında yazı yazmayacağım çünkü bu orospu çocuklarının sağı solu hiç belli olmaz. haklarında ne yazsam boşa gider, ben de durduk yere sinirlenirim.
tecrübelerime dayanarak söylüyorum gerçekten dünyanın en katlanılmaz insanlarıdır edebiyatçılar.
özellikle de romancılar. romancılar yazmadıkları zaman huysuzlaşırlar. çünkü teoride yazar olsalar da o an için işsizdirler. bir emekli albay gibi herşeye karışırlar. sıkıntıdan patladıkları yetmiyormuş gibi sürekli boş konuşarak sizin de kafanızı patlatırlar.
sonra birini bulur aşık olurlar. oh biraz rahat edeceğim sanırsınız, bu sefer de sevgililerini ne kadar çok sevdiklerini, birbirinden anlamsız binlerce örnek ve betimleme ile anlatır, kafanızı patlatırlar. yahu bu romancılar hiç bir şey bulamasınlar, içer içer, durduk yere olay çıkarır, yine de bir şekilde kafanızı patlatırlar.
o yüzden aklınız varsa romancılarla ahbap olmayın.
bunlar yazdıkları zaman da çekilmezliklerinden hiç bir şey kaybetmezler. geceleri gündüzleri birbirine girer, kendilerini içkiye sigaraya verirler. yıkanmaz, tıraş olmaz veya makyaj yapmazlar. bir de kendilerini evlerine kapatırlar.
yazarlar yazmak için neden kapanırlar biliyor musunuz ? bunu rahat etmek için istediklerini mi düşünüyorsunuz ? hayır. bu istek onlara ait değildir. bu istek yarattıkları karakterlerden gelir. yarattıkları karakterler onları adım adım dış dünyadan koparır ve daktilonun başına hapseder. yazılan her satırla birlikte yazar o karakterlerin malı hatta orospusu olur.
ve aynen bir orospu gibi, yazarlar yarattıkları her karakterin altına yatarlar. yatmak zorundadırlar. çünkü yaratılan her karakterin, yazar tarafından karakterin istekleri doğrultusunda tatmin edilmesi gereklidir. bir orospu bunu bedenini sunarak yapar, bir yazar da kalemini...
ama yazarların orospu olması bir seçim değil ihtiyaçtır. çünkü romancı yarattığı karakteri kendine bağlayamazsa o karakter ondan uzaklaşır. yazar kendi yarattığı karakteri tanıyamaz hale gelir. işte yazarın karakteri tanıyamadığı halde yazmayı sürdürdüğü bu kitaplar çok boktan kitaplardır.
yani benim için bir edebiyat eserinin büyüklüğü, içindeki karakterlerin tatminlerinin yoğunluğu ile ölçülür ve bu büyüklük yazarın orospuluğuyla doğru orantılıdır. buna ispat arayan rafından bir Shakespeare çeker okur.
sanat dünyasının orospuları yazarlarsa, orospu çocukları da tiyatroculardır. onları da çok iyi tanırım ama onlar hakkında yazı yazmayacağım çünkü bu orospu çocuklarının sağı solu hiç belli olmaz. haklarında ne yazsam boşa gider, ben de durduk yere sinirlenirim.
18 Aralık 2007 Salı
devrim evrim nevrim
nevrim dönüyor işte.
farkında olmadan öyle hatalar yapıyorsunuz ki... şu an bu yatakta yatıyor olmam, bir şekilde ehliyet alma hakkı kazanmış fakat bu süreçte fren mesafesi kavramını yitirmiş bir aptalın marifeti.
bu marifetin bana olan etkisi ise kırık bir sağ kalça, zor bir ameliyat ve yaşım itibari ile uzadıkça uzamış bir istirahat dönemi. iyice kronikleşen ağrılarım da cabası.
bu satırı yazıyor olmam bile tek bir aptallığın yarattığı zincirleme etkinin sonucu.
aptallığınız yüzünden her gün aynı yemeği yiyormuş gibi hissediyorum. yarı zamanlı hemşire eşliğinde, ortopedik yatak üstü, müzik ile tatlandırılmış zaman ziyanı. ve sanırım önümüzdeki iki ay içerisinde menü değişmeyecek.
ondan sonra istirahat dönemimin sonlanması ile birlikte bu zamanı zorunlu seçilmiş sorgulama sürecim sona erecek ve sizlere veda edeceğim. merak etmeyin yazdıklarım kendileri benden bağımsız bir sebepten silinene kadar burada kalacak.
zaten benim için bu satırları yazıyor olmanın çok bir önemi yok. bu yazdıklarımın sizler üzerinde etkisinin farkındayım. ama şu an sizler benim zirvesinde oturduğum dağın yamaçlarındaki bir patikadasınız. daha karşınıza tek bir duvar bile çıkmadı fakat emin olun, çıkacak.
ve tırmanmanız gerekecek. ama beyninizde taşıdığınız o kadar çok safra var ki... o safraları atamayanlarınız bu duvarda asılı kalacak ve daha ilk duvarın arkasını bile göremeden pes edecek.
safralarından kurtulmayı başaranlarınız ise tırmandıkça çok sert rüzgarlara maruz kalacak. ve emin olun, titreyeceksiniz. teninizin ilk defa tattığı bu sert rüzgarlara yenik düşeceksiniz. geriye kalan pek azınız ise zirveyi görecek.
yazık ki hiç biriniz buraya ulaşamayacak.
farkında olmadan öyle hatalar yapıyorsunuz ki... şu an bu yatakta yatıyor olmam, bir şekilde ehliyet alma hakkı kazanmış fakat bu süreçte fren mesafesi kavramını yitirmiş bir aptalın marifeti.
bu marifetin bana olan etkisi ise kırık bir sağ kalça, zor bir ameliyat ve yaşım itibari ile uzadıkça uzamış bir istirahat dönemi. iyice kronikleşen ağrılarım da cabası.
bu satırı yazıyor olmam bile tek bir aptallığın yarattığı zincirleme etkinin sonucu.
aptallığınız yüzünden her gün aynı yemeği yiyormuş gibi hissediyorum. yarı zamanlı hemşire eşliğinde, ortopedik yatak üstü, müzik ile tatlandırılmış zaman ziyanı. ve sanırım önümüzdeki iki ay içerisinde menü değişmeyecek.
ondan sonra istirahat dönemimin sonlanması ile birlikte bu zamanı zorunlu seçilmiş sorgulama sürecim sona erecek ve sizlere veda edeceğim. merak etmeyin yazdıklarım kendileri benden bağımsız bir sebepten silinene kadar burada kalacak.
zaten benim için bu satırları yazıyor olmanın çok bir önemi yok. bu yazdıklarımın sizler üzerinde etkisinin farkındayım. ama şu an sizler benim zirvesinde oturduğum dağın yamaçlarındaki bir patikadasınız. daha karşınıza tek bir duvar bile çıkmadı fakat emin olun, çıkacak.
ve tırmanmanız gerekecek. ama beyninizde taşıdığınız o kadar çok safra var ki... o safraları atamayanlarınız bu duvarda asılı kalacak ve daha ilk duvarın arkasını bile göremeden pes edecek.
safralarından kurtulmayı başaranlarınız ise tırmandıkça çok sert rüzgarlara maruz kalacak. ve emin olun, titreyeceksiniz. teninizin ilk defa tattığı bu sert rüzgarlara yenik düşeceksiniz. geriye kalan pek azınız ise zirveyi görecek.
yazık ki hiç biriniz buraya ulaşamayacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
ilk üç yazı
yazı arşivi
-
▼
2007
(15)
-
▼
Aralık
(15)
- bok bakanlığı kurulsun
- edebiyat kerhanesi
- devrim evrim nevrim
- devrim evrim nevrim
- devrim evrim nevrim
- sınavlar sizi sınamaz, sınıflandırır
- televizyon izlemek sizi aptallaştırmaz
- nasıl oldu ?
- neden hata yapıyorum ?
- spor müsabakaları ezikler içindir
- spor müsabakaları ezikler içindir
- örnek problem çözümü
- anlamadığınız nedir ?
- ne olacak ?
- neden başladı ?
-
▼
Aralık
(15)